Forumsohbet.Com -  Üyelerinin buluştuğu forum platformudur.
Ana Sayfa - Forum Kuralları - Bize Yazin - Kayıt Olun
 

Go Back   Forumsohbet.Com - Üyelerinin buluştuğu forum platformudur. > •.•´¯`•.• Genel Kültür ve Sanat •.•´¯`•.• > Genel Kültür > Türk Edebiyatı

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 21-05-10, 10:51   #1
ForumSohbet Üyesi
belkibirgün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 08-03-10
Mesajlar: 627
Nereden:
Yaş:
Takım:
Meslek:
Tecrübe Puanı: 110010
belkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond repute
Standart Aşık Veysel

Âşık Veysel, halk şiirimizin çağımızda önde gelen temsilcilerinden biridir. Onun şiirleri, hem içerik, hem biçim bakımından yerlidir. Şiirlerini, sözü ve sazıyla dillendirmesi, şöhret halesini genişlettiği gibi, halkımızın çok büyük bir kesimince tanınmasına ve sevilmesine de sebep olmuştur.
Kuşkusuz her şair gibi Âşık Veysel de hayatı, sanatı, şiirlerinin içeriği, halk şiirine getirdiği yenilikler... gibi çeşitli bakımlardan incelenmeye ve değerlendirilmeye elverişli bir sanatkârdır. Bu tür inceleme, değerlendirme ve araştırmaların onun sanatını daha yakından tanımamıza yardımcı olacağı açıktır. Onun sanatını, şiirini yakından tanımak, giderek Türk insanının önceliklerini, değerlerini tanımak, sanat ve edebiyatta kendimizi bulmaya çalışmak demektir. Hele günümüzde, postmodernizmin getirdiği bulanık ortamda, özünü ve yönünü kaybetmeye yüz tutmuş sanatımızın buna ne kadar çok ihtiyacı vardır.
Bir milletin sahip olduğu sanat eserleri okunur, dinlenir, seyredilir ve üzerlerinde yeni yöntemlerle inceleme, değerlendirme ve araştırmalar yapılırsa yaşamaya devam ederler. Bu araştırmalarda onlardaki öz ortaya konulur. Zamanın akışına uygun olarak devam eden veya kırılan çizgiler belirlenir. Böylelikle ortaya çıkarılan öz ve estetik değerleri sayesinde o sanat eserleri, varlıklarını sürdürür, kutup yıldızı gibi sonraki sanatçılara yol göstermeye devam edip giderler.
Bu çalışmamızda Âşık Veysel’in şiirlerine yeni bir açıdan yaklaşmayı deneyeceğiz. Onun, estetiğin yapı elemanlarıyla ilgili görüşlerini metinlerden yola çıkarak belirlemeye çalışacağız.
Kuşkusuz Âşık Veysel estetikle ilgili teorik yazılar yazmamıştır. Hayatını gözden geçirdiğimizde ondan bunu zaten bekleyemeyiz; ancak bir sanatkâr olarak şiirlerine serpiştirdiği duygu ve düşüncelerini heceleyip ayıklar, bir araya toplar, sonra da bunları estetiğin yapı elemanlarına göre gruplandırırsak, onun, estetiğin temel meselelerine dair görüşleri, bir halk ozanı düzeyinde, kendiliğinden ortaya çıkar; zaten onun sanatının en büyük özelliği, “ ektiği buğdayı biçen bir köylü kadar tabiî” ve kendiliğinden olmasıdır1.

Estetiğin Yapı Elemanları

Estetiğin temel meselelerinin neler olduğuna dair çeşitli görüşler vardır. Estetik kitaplarında bu meseleler üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen açıklamalar ve tartışmalar yapılmaktadır. Biz burada en yaygın ve kucaklayıcı görüşü kısaca hatırlatmakla yetineceğiz.
Estetik fenomen, heterojen bir nitelik gösterir.2 Buna göre estetik gerçeklik, birbirini tamamlayan yapı elemanlarından oluşan bir bütündür. Estetiğin ne olduğunu anlamak, bu bütünü oluşturan yapı elemanlarını tek tek incelemek ve birbirleriyle ilişkilerini araştırmak demektir. Estetiğin yapı elemanlarını şöyle bir şemayla gösterebiliriz:



Estetik Süje Estetik Obje


Estetik Değer Estetik Yargı


Estetiğin Yapı Elemanları

Buna göre estetiğin dört yapı elemanı vardır:

1) Estetik Süje:

Estetik süje, estetik bütünlüğün zorunlu bir elemanıdır. Süje ilk bakışta bir bilgi elemandır. İnsan akıl sahibi bir varlıktır.İnsan aklı vasıtasıyla çevresindeki nesneleri ve olayları algılar. Bu algılamaya bilme adı verilir. Bilme olayında nesneleri ve olayları algılayan akıl sahibi varlığa, “ben”e süje denir. Algılanan nesneye de obje adı verilir. Buna göre bilme, en yalın tanımıyla, süje ile obje arasındaki ilgiyi gösteren bir kavramdır. Bilme ilgisini sağlayan süjeye bilgi süjesi denir. Bilgi süjesinin amacı, yöneldiği nesneyi algılamak, bilmek ve onu çeşitli özellikleriyle tanımaktır. Böylelikle insan bilme etkinliğiyle çevresindeki nesneleri, olayları algılar ve anlamlandırır.
Estetik etkinlik de bilme etkinliği gibidir. Estetik etkinliğin temeli de süje ile obje arasındaki ilgiye dayanır; ancak buradaki obje sıradan bir obje değil, sanat değeri olan estetik bir objedir. Bu estetik obje, bir tabiat manzarası olabileceği gibi, bir resim, bir müzik parçası veya hikâye, roman, şiir gibi bir edebiyat metni de olabilir. Sanat değeri taşıyan böyle estetik bir objeyi, seyreden, dinleyen veya okuyan bir süje, ondan hoşlanır, ondan bir haz duyar. O halde estetik etkinlik, estetik süje ile estetik obje arasında kurulan çok özel bir bağdır. Bu, çevremizdeki nesneleri ve olayları sırf öğrenmek, algılamak ve zihnimizde anlamlandırmak amacıyla onlara yönelmek demek olan bilme etkinliğinden farklıdır. Estetik süjenin amacı, yöneldiği estetik objeyi öğrenmek, bilmek değil, ondan “estetik haz” duymaktır. “Buna göre estetik süje, bir estetik objeyi algılayan, onu kavrayan ve ondan estetik olarak hoşlanan, ondan “estetik haz” duyan bilinç varlığı, “ben” anlamına gelir” 3. Edebiyat metinleri söz konusu olduğunda, estetik süjenin, bu metinleri okuyan, yorumlayan ve bilimsel olarak inceleyen kişi olduğu açıktır.
Kuşkusuz sanat eserlerini, dolayısıyla edebiyat metinlerini vücuda getiren, ortaya koyan sanatkâr da bir estetik süjedir. Bu sebeple sanatkârın kendisi de estetiğin ilgi alanına girer. Hattâ bazı estetikçilere göre sanatkâr, estetik bütünlüğün en önemli elemanıdır. Sanatkârın önemi, Romantik dönemde daha da artmıştır. İngiltere’de Wordsworth (1770-1850) , Lyrical Ballaads (1800)’ın önsözünde şiiri, şairin duygularını dile getirmesi olarak tanımlamasından sonra, bu görüş yayılmış ve bütün Romantik dönem boyunca yaygın bir kabul görmüştür. Bu görüşe göre, estetik bütünlüğün en önemli elemanı artık sanatkârdır. “Şiirini tabiattan ve realiteden çıkaran” bu şair, gözlerin sanatkâr üzerinde toplanmasına sebep olmuştur4 .
“Eskiden bir araçtı sanatçı, dış dünyaya ayna tutan bir araç. Şimdi bazı özellikleriyle diğer insanlardan ayrılan, kendine özgü kişiliğiyle önem kazanan bir üstün adamdır. Sanatçı içindeki heyecanları ve duyguları ifade etmek ihtiyacını şiddetle duyar. Âdeta bunlardan kurtulması lâzımdır. Önüne geçilmez bir itiyle “yaratma” eylemine girişir ve duygularını eserinde dile getirince rahatlar. Derinliği ve duyarlığı ile esrarengiz bir kuvvete sahip, dâhi dediğimiz âdeta tanrısal bir varlıktır. Yazılarında sanatçının bu kişiliğini buluruz. Esere bu gözle bakınca sanatçının kendi kişiliği eserin güzelliğinin ölçütü olmaya başlar5.
Buna göre bir kimsenin estetik anlayışını belirlemeye, sanatkâr hakkındaki görüşlerinden başlamanın en uygun yol olduğunu söyleyebiliriz. Biz de Âşık Veysel’in estetik anlayışını, şiirlerinde geçen sanatkârla ilgili şiir, kıt’a ve mısralara dayalı olarak ortaya koymaya çalışacağız.
Âşık Veysel’in estetiğin çeşitli meselelerine, bu arada sanatkârın kim ve nasıl bir kimse olduğuna dair teorik yazılar yazmadığını, ancak şiirlerine serpiştirdiği duygu ve düşüncelerini heceleyip ayıklar, bir araya toplar, sonra da bunları estetiğin temel kavramlarına göre gurupandırırsak, onun estetiği temel meselelerine dair görüşlerinin kendiliğinden ortaya çıkacağını söylemiştik. Buna şimdi onun şiirlerinde estetik süjeyle ilgili metinleri çözümleyerek geçebiliriz.
Şiirlerinde geçen “ben”, “ozan” ve “âşık” kelimelerini, estetik süje (sanatkâr) olarak anlamlandırdığımızı başında söyleyelim.
Âşık Veysel, bazı şiirlerinde sanatkârın özelliklerinden, onun duygu, düşünce, davranış ve çeşitli psikolojik hallerinden söz etmiş, böylelikle sanatkâr hakkındaki görüşlerini ortaya koymuştur.
Ona göre sanatkâr, “hayal peşinde dolanan”, “derdi olan”, “derdini ifade etme ihtiyacını duyan” ve “güzelliğe düşkün olan” kimsedir.
Âşık Veysel’e göre sanatkârın ilk özelliği “hayal peşinde dolanmak”tır. Hayal, sanatın, hele romantik ve fantastik edebiyatın tükenmez kaynaklarından biridir. O, edebiyat metinlerinde özlenen, erişilmesi arzu edilen bir varlık veya durumun simgesi olduğu gibi, yaşanılan çevre ve hayatın katı gerçeklerinden kaçışın bir vasıtasıdır da:

Bir hayal peşinde dolaştım durdum (s.42)6

Âşık Veysel’in şiirlerinde geçen “hayal” kelimesi, daha çok kişisel yaşayışı ve yakın çevresiyle sınırlıdır:

Gâhi zengin oldum hülya yaşattım (s. 42)

Onun şiirlerinde hayal kelimesinin daha çok kişisel yaşayışı ve yakın çevresiyle sınırlı olmasının sebebi, fakirliği ve yaşadığı çevrenin darlığıdır. Çocukluğunu, gençliğini ve hayatının büyük bir bölümünü Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde geçirdiğini biliyoruz.Örgün eğitim kurumlarında bir öğrenim görmemiştir; ancak halk edebiyatımızın o köklü ve zengin geleneğinden cömertçe beslenmiştir. O, “halk şiiri an’anesi ile münevver zümrenin çalışmalarını ilhamında birleştiren” bir halk şairidir7. Her sanatkârın eserinde olduğu gibi, onun eserinde de yaşadığı aile çevresinden, yöresinden ve alın yazısından gelen çizgiler bulunur. “Fakir olmak”, “hayli sürünmek”, “sönmez umutlardan yardım beklemek” ve bütün bunların arasında “hayal peşinde dolanmak” bu çizgilerin başlıcalarıdır.


Hayal bana yakın yâr bana uzak
Sevdası başımda dolanır gitmez (s. 100)

Burada hem hayalin sınırlı oluşu, hem sevgiliye kavuşmanın imkânsızlığı vardır. Hayal metafizik, sevgili ise fizik aleme ait bir kavram olduğu için, uzak olanın hayal, yakın olanın ise sevgili olması beklenir; ancak sanatkâr, çok yerinde bir tezatlı anlatımla hem kendisinin, hem hayalinin sevgiliden uzaklığını, daha doğrusu bir sanatkâr olarak bulunduğu konumu ifade etmiştir. Şiirlerinde geçen hayal kelimesinin objesi, sevgili, güzel, zenginlik, veya bir “dert” ten kurtulmaktır. Onun hayallerinde Mehmet Akif, Nazım Hikmet ve Kemal Özer’in şiirlerindeki gibi toplumsal, siyasal ve ideolojik bir yön yoktur. O, böylelikle belki de bir âşığın, dolayısıyla sanatkârın, şiirlerini bir siyasal görüşün propagandası düzeyine indirmemesi gerektiğini anlatmak istemiştir. Âşık Veysel’in şiirlerinde kuşkusuz “Okul”, “Halkevi” ve “ Köy Enstitülerine” gibi toplusal içerikli şiirler de vardır; ancak bunlarda hayal kelimesi geçmez8.

Hayali kalbimde sevdası serde (s. 46)

B ir seher vaktinde gençlik çağımda
Hayali kalbime geldi gizlendi ( s.96)
...
Sensin derdine düştüğüm
Hayal oldu konuştuğum ( s.134)

Bilmem hayal miydi yoksa düş müydü
Gönül arzusunu buldu bu gece
Yalın kılıç mıydı bir ateş miydi
İçerim köz ile doldu bu gece (s. 120)
...
Mecnun gibi dolanıyorum çöllerde
Hayal beni yeldiriyor yel gibi (s. 137)

Sarı turnam tel tel olmuş kanadın
Veysel’in dilinde tespihtir adın
Hayal miydin gözlerimden ıradın
Âhu gözlü sümbül saçlı maralım (s. 140)

...
Hayal midir rüya mıdır ben şaştım
Çok aradım köşe köşe dolaştım
Aşkın deryasına daldı gizlendi (s. 96)

Âşık Veysel’in şiirlerinde sanatkârla ilgili olarak en çok kullanılan özellik “dertli olmak”tır. Ona göre sanatkâr, “derdi olan” ve derdini mutlaka söylemesi gereken insan demektir.

Derdimi döksem derin dereye
Doldurur dereyi düz olur gider
...
Doldur tüfeğini hedef et beni
Yaram doksan dokuz yüz olur gider (s. 43)

...
Derdim gizli kapağını kaldırma
Yayılır âleme ziyan görünür (s. 46)

...
Anlatamam derdimi dertsiz insana
Dert çekmeyen dert kıymetin bilemez (s. 48)
...
Veysel söyler derdi çoktur
Ecel gelir ölüm haktır
Saklanmaya imkân yoktur
Ora bahtım bura bahtım (s. 52)
...

Gülmedim dünyada gülenler gülsün
Derdim yüreğimde eller ne bilsin ( s.53)



Söyletir sevdan Veysel’i
Aşktır âşığın temeli ( s. 105)
...
Veysel Şatır ayrı düştüm eşimden
Onun için duman gitmez başımdan ( s. 107)
...
Gönüle hasret göze yol yaman
Veysel’i söyletir bir kaşı keman
Mektup ile konuşalım bir zaman
Mektup yâre selâmımı ulaştır ( s. 129)
...
Dert bir yana çeker sevda bir yana
Yanmak için dolaşıyor pervana ( s.137)
...
Veysel de yaralı geyik gibidir
Kapalı dertleri höyük gibidir ( s.164)
...
Sevgin beni için için söyletir
Her zaman gönlümün yaylası Tecer (s. 168)
...
Ele geniş bana dünya dar oldu
Tahammülsüz gönlüm bir karar oldu
Günüm zindan gecelerim zâr oldu
Kader ile bölemedim kozumu ( s. 258)
...
Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
Avlasam çöllerde saz ile seni
Bulunmaz dermanı yoktur ilâcı
Vursam yaralasam söz ile seni ( s. 119) 9

Âşık Veysel’in, dolayısıyla sanatkârın dertlerinin kaynağı sevgili, dost, ayrılık, ve kaderdir. İçinde yaşadığı dönemin kötülükleri, zamanın akışıyla insanın yaşlanması ve ölümün kaçınılmazlığı da onu kaygılandıran gözlemleridir:

...
Sevdiğin kapıdan az geç dediler
Acı sözü sevdiğimden işittim ( s.42)
...
Çektiğim cefalar yâr senden geldi
Bana bu sitemler kâr senden geldi ( s. 236)

...
Ilgıt ılgıt yeller eser seherde
Dost beni düşürdü bu onulmaz derde ( s. 43)
...
Senden ayrıldığım bana dert oldu
Derdim senden başkasına açılmaz ( s. 133)
...
Senden ayrıldığım bana dert oldu
Derdim senden başkasına açılmaz ( s. 133)

...
Hiç razı değilim ben bu kaderden
Birlikte doğmuşuz sülb-i pederden
Başım hâli değil gamdan kederden
Kusur bende midir yoksa şimdi (s. 53)
...
Veysel günler geçti yaş atmış oldu
Döküldü yaprağım güllerim soldu
Gemi yükün aldı gam ilen doldu
Harekete kimse mani olamaz ( s.48)

Sevgili, dost, ve kader yüzünden gelen dertler onu susma, boyun eğme, içine kapanma, insana ve dünyaya küsmeye değil, dertlerini “sazıyla söyleme”ye itmiştir. Onun şiirleri, birçok sanatkârınkiler gibi “dert” lerinin birer anlatımıdır, ürünüdür:
...
Veysel Şatır beyan eder derdini ( s. 16)
...
Sevgin beni için için söyletir ( s.1689)
...
Söyler Veysel sözlerinden vazgeçmez
Bulanık çeşmeden kimse su içmez ( s. 186)
...
Bayramlarda düğünlerde
Toplantıda yığınlarda
Sıkılınca dar günlerde
Türk’üz türkü çağırırız ( s. 187)
...
Ben bir adam olamazdım
Gerçek dostlar olmasaydı
Gerçek şair olamazdım
Çiçek gözüm almasaydı ( s. 270)
belkibirgün isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Paylas Alıntı ile Cevapla
Alt 21-05-10, 10:52   #2
ForumSohbet Üyesi
belkibirgün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 08-03-10
Mesajlar: 627
Nereden:
Yaş:
Takım:
Meslek:
Tecrübe Puanı: 110010
belkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Aşık Veysel

Bu metinlerde sanatkârla ilgili duygu ve düşünceleri toparlayacak olursak Âşık Veysel’e göre sanatkâr ( estetik süje), hayal kuran, derdi olan, ve bu derdini kendisine uygun bir yolla mutlaka dışa vuran bir kimsedir. Bu yol, saz, söz, yazı, resim, müzik ve heykel gibi güzel sanatlardan herhangi biri olabilir. O, saz ile sözü seçmiştir. Ona göre sanatkârın dertlerinin kaynağı, sevgili, dostları ve “kaderi”dir. Şiirlerinde sevgiliye ve dostlarına sitemler varsa da “kaderi”ne baş kaldırmak ve onunla bir hesaplaşmaya girişmek yoktur. Zamanın önlenemez akışıyla yaşlanmanın kaçınılmazlığı, fani güzelliklerin sona erişi ve ölümün çaresizliği karşısında hüzünlü bir boyun eğişi vardır.
“Âşık, Ali İzzet Özkan’ı beğenir misin? Şiirlerini nasıl bulursun?” sorusuna verdiği yanıt şöyledir: “- Şairler, bahçedeki ağaçlara benzerler. Her ağaç rüzgâr esince başka türlü fısıldar. Çünkü hepsinin dalları, yaprakları da başka başkadır. O sesi beğenip beğenmemek ağaçlara düşmez”10.
Ona göre sanatkâr, gelenekten, doğadan etkilenen, yaşadığı çağın bilincinde olan, ama aynı zamanda özgün kalabilen üstün bir insandır.
2) Estetik Obje:

Estetik obje, estetik süjenin kendisiyle estetik ilgi kurduğu varlıktır. Estetik ilginin ayırıcı özelliğinin “haz” duygusu olduğunu artık biliyoruz. Burada biz, estetik objeye kısaca sanat eseri diyeceğiz. Estetik süje (sanatkâr), estetik bütünlüğün nasıl zorunlu bir elemanıysa, sanat eseri de bu bütünlüğün zorunlu bir elemanıdır. Hattâ estetik bütünlüğü, sanat eserine indirgeyenler bile bulunur.Günümüzde edebiyat metinlerine yaklaşımda yaygın bir kullanım alanına sahip bulunan “yapısalcılık” yöntemine göre sanat olayını açıklamada “sanat eseri” yeterli bir veridir.
Pekiyi sanat eseri nedir?
Bu soruyu burada olabildiğince basitleştirerek şöyle yanıtlayabiliriz: Sanat eserinin ne olduğu konusu, estetiğin en karmaşık problemidir. Hikâye, roman, şiir, resim, bir müzik parçası... ontik olarak nedir? Sanatkâr bunları niçin ve nasıl vücuda getirir? Sanat eserlerinde okuyucuyu, seyirciyi veya dinleyiciyi etkileyen, onda bir “estetik haz” uyandıran özellik nedir?
Öyle görülüyor ki sanat eserinin temelinde bir “yaratma” eylemi vardır. Hemen eklemeliyiz ki buradaki yaratma, yoktan var etme anlamında değil, mevcut verilerden yaralanarak yeni bir “bütünlük” meydana getirmek demektir. Sanatkâr, yöntemini, yolunu ve sırrını incelikleriyle bilemediğimiz bir şekilde çevremizdeki reel varlıkları kullanarak, bünyesinde irreel bir unsur buluna sanat eserini vücuda getirir. Edebiyatçı kelimeleri, ressam boyaları, müzisyen... sesleri kullanarak eserine vücut verir. Bunlar her gün çevremizde gördüğümüz ve kullandığımız reel varlıklardır; ancak bu reel varlıklar, sanat eserinin bünyesine katıldıkları zaman, bambaşka bir birlik, bütünlük ve anlam kazanırlar. Sanatkâr tarafından oluşturulan bir sanat eseri, reel varlığının yanında bir öz, bir idea, bir mesaj ( tin) de içerir. Ona bu irreel unsuru, şüphesiz sanatkâr koyar, sindirir. Reel unsur ile irreel unsur, yine sanatkârın uygun gördüğü bir form (biçim) da somutlaşarak sanat esri ortaya çıkar11.











Sanat eserinin varlık tarzı

Buna göre sanat eseri ( burada bir edebiyat metni ) varlık tarzı bakımından üç unsuru içerir:

Dil (reel unsur),
Anlam (irreel unsur),
Biçim (form).
Edebiyat eseri, estetiğin “çekirdek problemi”dir. O, bir “uygarlığın çiçeği”dir12. Onun, kendisiyle estetik bir ilgi içine giren kimseye, nasıl oluyor da bir “estetik haz” veriyor olduğu sorusunu, burada bir kez daha hatırlatalım. Bunu sanat eserinin varlık tarzını oluşturan yukarıdaki unsurlardan hiçbiri, tek başına sağlayamadığı gibi, bunların gelişi güzel bir araya getirilmesi de sağlayamaz. Estetik hazzı, sanatkârın bu unsurlara, kendisine özgü bir yolla bir birlik ve bütünlük kazandırdığı “dilsel düzen” sağlayabilir. “Nasıl bir şeydir bu düzen? Biçimcilikte bu düzene genellikle “organik birlik” gibi bir ad verilir ve kabaca şöyle tanımlanır: Eserdeki her öğenin ve bağıntının eserin değeri için gerekli olması; gereksiz hiçbir öğenin ve bağıntının bulunmaması ve bunlardan her birinin yalnız yalnız kendi hesabına rol oynamakla kalmayıp diğerlerini de etkilemesi ile sağlanan düzene organik birlik denir”13.
Buna göre sanat eserinin varlık tarzı, yakın çevremizde ve doğada bulunan ağaç, kuş ve manzara gibi doğa varlıklarından farklıdır. Tuvaldeki manzara, doğadaki manzaranın aynı olmadığı gibi, hikâye, roman ve şiirde anlatılan insan ve ilişkileri de toplumda yaşayan somut insan ve somut insan ilişkilerinin aynı değildir. Sanat eseri “itibarî” bir metindir14. Hem o, hem de onda anlatılanlar, sanatkârın kendi iç dünyasının ve muhayyilesinin ürünüdür.
Âşık Veysel’in şiirleri de bu çerçevede düşünülmesi gereken edebiyat metinleridir. Bu metinlerde biz, onun zengin iç dünyasının dışa vurumunu gördüğümüz gibi, sanat eserine, dolayısıyla edebiyat metinlerine dair düşüncelerini de, az da olsa, görürüz. “Onun öyle bir iç dünyası var ki, kolay kolay herkes giremez oraya... Güneşi, ayı, yıldızı ve denizi apayrı bir dünyadır o”15.
Şiirlerinde geçen saz, söz, ses ve sohbet kelimelerini estetik obje/ sanat eseri olarak anlamlandırdığımızı yine alıntılara geçmeden önce burada belirtmemiz uygun olur.
Âşık Veysel’e göre sanat eseri vücuda getirmek yeteneği, her şeyden önce bir Tanrı vergisidir. Sanat eserinin içeriği de önemlidir. O mutlak “yararlı” bir ileti içermelidir. Bunların yanında o, sanatkârın adını yaşatmaya devam eden bir güçtür:
...
Kimine saz vermiş çalar eğlenir
Kimi zevk içinde güler eğlenir ( s. 55)
...
Bu aşk bir deryadır haddi bulunmaz
Bu bir dâd-ı Hak’tır silsen silinmez ( s. 122)
...
İtimat edersen benim sözüme
Gel birlik kavline girelim kardeş
Birlik çok tatlıdır benzer üzüme
İçip şerbetini duralım kardeş ( s. 67)
...
Başımdan geçeni bir bir anlattım
Ne yanlış söyledim ne yalan kattım
Veysel der alana mücevher sattım
Alan alır almayana aç olur ( s. 75)
...
Bin dokuz yüz altmış yedi yılında
Çirkin sözler gezer halkın dilinde
Ud edebp kalmadı kızda gelinde
Büyükler küçüğe gelir minnete ( s. 85)
...
Varlığım yokluğum bir Veysel adım
Gök kubbede kalacaktır söz kadim
Elli üç yıldır kendi kendim aradım
Hiçbir türlü bulamadım ben beni ( s. 263)
...
Gizli dertlerimi sana anlattım
Çalıştım sesimi sesine kattım
Bebe gibi kollarımda yaylattım
Hayali hatır et beni unutma ( s. 273)

Örneklerde görüldüğü gibi Âşık Veysel sanat eserinin ne olduğu ve nasıl vücuda getirildiği noktaları üzerinde durmamış, ancak onun bir “dad-ı Hak” olduğunu, mutlaka bir içeriğinin ( anlam )


bulunması gerektiğini, bu içeriğin birleştirici bir özellik taşımasının uygun olacağını belirtmiştir. Yine sanat esrinde anlatılanın “gerçek”e uygun olmasını istemiştir. O, sanat eserinin, sanatkârını ebedileştirmek gibi bir görevinin de bulunduğuna inanır. Kısacası ona göre sanat eseri, topluma yaralı duygu ve düşünceleri telkin eden kalıcı saz ve söz eserleridir.

Estetik Değer:

Estetik değer, estetik bütünlüğün üçüncü elemanıdır. Estetik süje ve estetik objenin yanında, estetik değer de estetik bütünlüğün zorunlu bir elemanıdır. İnsan, estetik objeyle, yani sanat eseriyle bir ilgi içine girdiği zaman, ona bir değer yükler. Bu değeri, güzel, iyi, doğru veya yararlı kelimelerinden biriyle ifade eder. Bizi burada öncelikli olarak “güzel değeri” ilgilendirir. İnsan “estetik haz” duyduğu bir sanat eserine “güzel” der.
Pekiyi “güzel” nedir? Antik çağlardan günümüze gelinceye kadar, pek çok filozof ve estetikçi, güzel kavramı üzerinde düşünmüş, açıklama ve tanımlamalar yapmaya çalışmışlardır: “Güzel, amaca uyan veya amaç yerini tutan, ya da sevilen şeydir” ( Sokrat); “Güzel, hakikatin parıltısıdır” ( Eflatun); “ Güzel, amacında bir maksat bulunmayan ve amacı, yalnız kendi yetkinliğinden ibaret olan tümel bir prensiptir” ( Kant); “ Güzel, fikrin duyulur bir surette belirmesidir” ( Hegel)16.
Güzel; iyi, doğru ve yararlı değerleriyle ilgili olmakla beraber, temelde onlardan ayrı, başlı başına bir değerdir. İyi ahlâka; doğru, mantığa; yararlı ekonomiye ilişkin değerlerdir. Güzel ise, estetiğe ilişkin bir değerdir. Estetiğe ilişkin güzel değerini, diğerlerinden ayıran fark, bedensel bir çıkar değil, ruhsal bir “estetik haz” sağlamasıdır. Örneğin bir hikâye, roman veya şiir bize estetik haz veriyorsa ona güzel değerini yükleriz.
Estetikçiler, bir nesnenin, bu arada, hikâye, roman, şiir gibi bir edebiyat eserinin güzel sayılabilmesi için bazı özellikleri taşıması gerektiğini öne sürmüşlerdir. İde’ye (özüne) uygun olmak, yetkin olmak, canlı ve anlatım sahibi olmak güzel bir nesnenin veya sanat esrinin içsel nitelikleridir. Yine başta edebiyat, müzik ve resim dallarındaki sanat eserlerinde olmak üzere orantı, armoni ve çoklukta birlik ilkesi de “güzel”in dışsal nitelikleridir. Bütün bu açıklamalar gösteriyor ki “güzel”in her zaman ve mekân için geçerli nesnel bir tanımını yapmak mümkün değildir. Bunu için özel bir çabaya da aslında gerek yoktur; çünkü güzellik, değişken bir kavramdır. İnsanın yaşına, cinsiyetine,tipine, eğitimine, kültürüne, yaşadığı zaman ve mekâna göre değişkenlik gösterir. Sonunda şu söylenebilir: Güzel, bize estetik haz sağlayan nesnedir.
Âşık Veysel de şiirlerinde güzel kelimesini kullanmıştır. Bu kelimeyi kullandığı yerleri ve nesneleri çözümleyerek onun güzellik anlayışının ipuçlarını yakalayabiliriz.
Âşık Veysel, şiirlerinde güzel kelimesini, “sanattaki güzel” değil, sevgili, gençlik çağı, köy, yayla ve dağ gibi, daha çok “doğadaki güzel” nesneleri anlatmak için kullanmıştır.
Ona göre güzellik Allah vergisidir:
...
Bir kısmına yayla vermiş köy vermiş
Bir kısmına büyük büyük pay vermiş
Sevdiğine güzellik boy vermiş
Al yanakları şûle verir nur gibi ( s. 55)

Güzel, daha çok gören ve bakan kimsede, kendisine karşı kendiliğinden bir “meyil” uyandıran kız veya doğa parçasıdır:


Sabahtan bir güzel gördüm
Suya gelmişti pınara
Aradım aslını sordum
Âşıkım hüsn-i dilbere ( s. 115)
...
Delisin gönül delisin
Güzellere cilvelisin
Bu işleri bilmelisin
Çiçek olsan derilmen mi? ( s. 62)
...
Gezerim âlemde ben bir mecnunum
Dünyadan bîhaber geçiyor günüm
Cân u dilden bir güzele vurgunum
Veysel’i gafletten yâr uyandırır ( s. 101)
...
Şaşkın bir haldeyim nasıl eylesem
Bir dert ehli bulsam derdim söylesem
Başımı sevdadan halas eylesem
Gönül bir güzeli sardı bırakmaz ( s. 121)

Yeni mektup aldım gül yüzlü yârdan
Gözetme yolları gel deyi yazmış
Sivralan köyünden bizim diyârdan
Dağlar mor menevşe deyi yazmış (s. 142)
...
Bir güzelin mecnunuyum ezelden
Veremem telkini gelmiyor elden
Yandım ateşine can u gönülden
Görmesem günlerim uzar yıl gibi (s. 137)
...
Benim yarim güzellerin sultanı
Uğruna koymuşum bu tatlı canı
Evvel ahir olacağım kurbanı
Edebi hayayı udu neyleyim ( s. 269)
Âşık Veysel’e göre güzellik biraz da insanın yaşıyla ilgilidir. Doğadaki birçok nesne insana gençlikte güzel görünür:
Hani o gençlikte çağlayan gönül
Gâhi gülüp gâhi ağlayan gönül
Güzeller köşkünde yaylayan gönül
Gönül yaşar amma umutlar öldü ( s. 41)
...
Geçti güzelliğin çağı nafile
Güz gelince kuşlar iner sahile
Ne söylesen kâr etmez gafile
Üstüme düşmedik söz neme gerek ( s. 60)
...
Geçti güzelliğin çağı
Gölköy’e kurdum otağı
Güz geldi döktü yaprağı
Dalım beni beğenmedi ( s. 260)
Âşık Veysel’in şiirlerinde köy, yayla ve dağ gibi “doğadaki güzel” nesnelerin anlatımı geniş bir yer tutar:
...
Kalkmış bizim elin dumanı karı
Nalbant yaylasının geldi baharı
Türkmen güzelleri dönmeden geri
Göç yüklenip yürümeden yetişek ( s.135)
...
Mart ayında sarı çiğdem açılır
Nisan gelir çayır çimen seçilir
Güzellere eda verir o çağlar ( s. 150)
...
Yürümüş güzeller halka kolunda
Sivralan köyünde yayla yolunda
Devşirmiş bağlamış top top elinde
Kokular koynuna kor çiçekleri ( s. 151)
...
Ateş olur çiğ bişirir furunda
Ziya verir nurlar saçar yerinde
Saf olarak akar köy pınarında
Güzeller gönlünü eğleyen sular ( s. 158)
...
Yılda bir kez çiçek açan ağaçlar
Hayatta insana ömür bağışlar
Her taraftan cıvıldaşır o kuşlar
Seher coşar bülbül coşar gül coşar / s. 177)
Görüldüğü gibi Âşık Veysel, bağ bahçe, meydan ve park gibi işlenmiş doğanın değil, köy, yayla ve dağ gibi işlenmemiş doğanın güzelliklerini anlatmıştır. Onun sanatındaki “ kendiliğindenlik”, güzellik anlayışında da karşımıza çıkmaktadır.
Onun şiirlerinde felsefe ve estetik düzeyde “güzel”in ne olduğuna dair teorik görüşler yoktur; bir halk ozanı olarak bunu, ondan zaten beklememeliyiz. Onun şiirlerinde “güzel”, insanın doğuştan getirdiği güzellik duygusunun kendiliğinden yöneldiği nesnelerdir. Güzellik onun içindedir. O kadar ki, içindeki bu güzellik duygusu, bir kıza veya doğa parçasına yöneldiği zaman, o kız veya doğa parçasındaki güzellik bir varlık ve anlam kazanır:
Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Dizelerini burada bir kez daha anımsayalım.
O, güzeli tasvir etmek, gönlünde ona karşı uyanan duygularını anlatmakla yetinmez; ona kavuşmak, sahip olmak ve onu sarmak da ister. Bu isteğini estetik düzlemde ilerletirsek ona göre güzel, “yararlı olmalıdır”17 yargısına kadar varabiliriz.

4) Estetik Yargı:

Estetik gerçekliğin bir bütünlük olduğunu ve bu bütünlüğü dört elemanın oluşturduğunu söylemiştik. Buraya kadar bunların ilk üçünü açıklamaya ve Âşık Veysel’in şiirlerinde bunlarla ilgili metinleri değerlendirmeye çalıştık.
Bu bütünlüğün dördüncü elemanı, estetik yargı’dır. Yargı, öncelikle mantığı ilgilendiren bir kavramdır. Mantığa göre yargı, “iki kavram ya da terim arasında bir bağlaçla kurduğumuz bir şeyi onaylayan ya da yadsıyan bir ilgidir”18.
Bizi burada ilgilendiren estetik yargılardır. Estetik yargılar, kuşkusuz, estetik objeler, yani sanat eserleriyle ilgili yargılardır. Bir sanat eseriyle , diyelim ki hikâye, roman, şiir, veya bir müzik parçasıyla ilgi içine giren bir insan, onu beğenir veya beğenmez; ondan bir estetik haz duyar veya duymaz. Sonunda bu beğenisini ve estetik hazzını “ Bu şiir güzeldir”, “Bu müzik parçası başarılıdır...” şeklinde bir yargıyla dile getirir.
Estetik yargıların iki noktası üzerinde uzun uzun tartışmalar yapılmıştır. Bunlardan birincisi, estetik yargının ölçütlerinin neler olduğu noktasıdır. Diyelim ki bir okuyucu, “Âşık Veysel’in Dostlar Beni Hatırlasın şiiri güzeldir” yargısını verdi. Pekiyi, okuyucu bu yargısını, hangi ölçütlere dayanarak verir? Şiirin konusuna mı, biçimine mi, yoksa diline mi? Bu yargı, eğer bunlardan birine veya hepsine dayalı olarak verilmişse o zaman, aranan özellikleri içeren bütün şiirlerin güzel olması beklenir. Bunun mümkün olmadığı açıktır. O halde bir sanat eserini, sadece konusu, biçimi veya dili güzel yapmaya yetmez; eğer öyle olsaydı güzel bir konuyu, örneğin aşkı, doğayı, dostluğu ... konu edinen bütün şiirleri güzel bulmamız gerekirdi. Bunun mümkün olmadığını biliyoruz.
Estetik yargıların tartışılan ikinci noktası, estetik yargıların nesnel mi, öznel mi oldukları noktasıdır. Bu bizi, estetik yargıların dayandıkları ölçütlerin nesnel mi, öznel mi olduklarını tartışmaya götürür; fakat biz burada bu teorik tartışmayı daha fazla uzatmadan beğeniyi, dolayısıyla estetik yargıları etkileyen unsurların sadece adlarını söylemekle yetinelim. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Eğitim, kültür ve tip. Estetik yargı konusunda şöyle bir sonuca varabiliriz: Okuyucu, seyirci veya dinleyici, kendisine “estetik haz” sağlayan bir sanat eserini beğenir ve bu beğenisini “Bu eser güzeldir” olumlu yargısıyla dile getirir; kendisine “estetik haz” sağlayamayan eseri ise beğenmez ve “Bu eser güzel değildir” olumsuz yargısıyla dışa vurur. Açıktır ki böyle bir yargıdaki ölçüt, eserin “estetik haz” sağlayıp sağlayamamasıdır. Kuşkusuz bu da değişken bir ölçüttür. Estetik beğeniyi etkileyen eğitim ve kültür unsurları herkeste farklı düzeyde olduğu için, onların estetik beğenilerinin, dolayısıyla estetik yargılarının da farklı olması doğaldır.
Âşık Veysel de şiirlerinde bazı güzellikler, âşıklar ve nesnelere dair beğenilerini, dolayısıyla estetik yargılarını dile getirmiştir. Onun şiirlerindeki estetik yargılar, yine yakın çevresindeki güzeller, bazı halk şairleri ve daha ziyade yöresine ait “doğadaki güzellikler”e ilişkindir:
...
belkibirgün isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Paylas Alıntı ile Cevapla
Alt 21-05-10, 10:53   #3
ForumSohbet Üyesi
belkibirgün - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 08-03-10
Mesajlar: 627
Nereden:
Yaş:
Takım:
Meslek:
Tecrübe Puanı: 110010
belkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond reputebelkibirgün has a reputation beyond repute
Standart Cevap: Aşık Veysel

Veysel sözün beş par’etmez
El bir taraf yâre yetmez
Günah yanından hiç gitmez
Bilmiyorum ki neyim ben ( s. 268)
...

Âfât-ı devran mı bilmem nesin
Bülbülün evazın andırır sesin
Seher yeli gibi gelir nefesin
Âşıka bahardır kışların güzel ( s. 111)
...
Bin dokuz yüz altmış yedi yılında
Çirkin sözler gezer halkın dilinde
Ud edep kalmadı kızda gelinde
Büyükler küçüğe gelir minnete (s. 85)
...
Âşıklar çoğaldı sadık azaldı
Fikreyle ey Veysel ne zaman geldi
Şiirde ne bir özet ne bir öz kaldı
Savurur denesiz saman âşıklar ( s. 118)
...
Ne dünyaya tapmış ne mala tapmış
Ne doğruyu koyup eğriye sapmış
Ne bir gecekondu ne bir saray yapmış
Dünya benim diyen beyler nic’oldu ( s. 248)
...
Yüce yaylan güzellerin otağı
Hoştur Veysel yaylaların o çağı
Ulu dağları koç yiğidin otağı
Her zaman gönlümün yaylasıdır Tecer ( s. 168)
...
Çevre yanı Yıldız Tecer kar imiş
İnsanların bağı bir ikrar imiş
Çok kuvvetli şairleri var imiş
Ruhsati Pir Sultan varı Sivas’ın ( s. 201)

Onun yakın çevresindeki güzellere, Ruhsati, Pir Sulta Abdal, Neyzen Tevfik gibi halk şairlerinin şiirlerine ve başta Tecer dağı olmak üzere yöresindeki köy, yayla ve dağ gibi doğa güzelliklerine ilişkin yargılarının öznel olduğu açıktır. Güzellik, görme ve duyma organlarıyla algılanabilen bir değerdir. Âşık Veysel, gözlerini yedi yaşında kaybettiğine göre, bu güzellikleri nasıl tasvir edebilmiş ve onlara ilişkin estetik yargılarda bulunabilmiştir?
Onun şiirlerindeki doğa güzelliklerinin anlatımı, kuşkusuz, yedi yaşındaki bir çocuğun gözlemlerine ve o gözlemlerinden hafızasına kazınan izlenimlerine dayalıdır. Âşık Veysel’in biyolojik gözleri görmüyordu; fakat yaratılışındaki güzelliğe “meyil”i, çevresinde akan suyun şırıltısı, ağaçta öten kuşun cıvıltısı, ona güzel bir mekânda bulunduğu duygusunu veriyor ve oradaki güzelliği, “gönül gözü”yle görüyordu19 .
Onun yukarıda adları geçen halk ozanlarının yanında Hacı Bektaş Veli ve Mevlana gibi din ulularını yücelten şiirleri de vardır.
Sonuç
Âşık Veysel, halk şiirimizi, onun dil ve anlatım güzelliklerini, sazı ve sözüyle günümüze ulaştıran bir sanatkârdır. Geleneksel değerlerimiz ile modern değerleri, uyumlu bir şekilde birleştirmesi, onun şiirlerini üzerinde durulmaya ve modern yöntemlerle incelenmeye elverişli edebiyat metinleri durumuna getirmiştir. Şiirlerini estetik açıdan bir bütün olarak ele aldığımızda, onlara estetiğin yapı elemanlarına ilişkin düşüncelerini serpiştirdiğini görüyoruz.
Ona göre sanatkâr, her şeyden önce bir “yetenek” işidir. Bu yetenek zaman içinde eğitimle geliştirilir. Sanat eserinde konu önemlidir. Onun topluma yararlı olması esastır. Güzellik insanın içinde doğarken getirdiği bir duygudur. Bu duygu, toplum yaşayışında kime veya hangi nesneye yönelirse güzel o’dur. Ona göre güzellik, özneldir. İnsan, kendi eğitim, kültür ve tipine uygun kişi ve nesnelere güzel yargısını yükler. Güzel, yararlı olmalıdır. O, daha ziyade “doğadaki güzel” objeleri anlatmıştır.



KAYNAKLAR:

1. Sabahattin Eyuboğlu, Sanat Üzerine Denemeler ve Eleştiriler, Cem Yayınevi İstanbul, 1981, s. 317.
İsmail Tunalı, Estetik, Remzi Kitabevi,İstanbul 1989, s. 18.
A. , e. , s.23.
İsmail Habip, Avrupa Edebiyatı ve Biz, c.2,Remzi Kitabevi, İstanbul 1941, s. 200.
Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Cem yayınevi, İstanbul 1994, s.92.
6. Âşık Veysel’in şiirlerinin çeşitli baskıları vardır. Biz çalışmamızda şu baskıyı kullandık: Dostlar Beni Hatırlasın, ikinci baskı, Düzenleyen: Ümit Yaşar Oğuzcan,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 1971, 288 s.
7. Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergâh Yayınları, İstanbul 1977, s. 112.
8. Mehmet Kaplan, onun şiirlerini tahlil ederken şunları söyler: “Klâsik halk geleneğinde de buna benzer öğüt verici şiirler yazılmıştır. Burada yeni olan, yirminci yüzyıl adamı olan Âşık Veysel’in halka çağına uygun nasihatlerde bulunmasıdır. Bununla beraber, bu tarz şiirlerin, biraz zorlama ile, içten değil, dıştan geldiği inancındayım. Onlarda estetik bir değer de bulamıyorum”. Şiir Tahlilleri, c.2, Dergâh Yayınları, İstanbul 1998, s.412.
9. Bir araştırmacı, bu şiirden yola çıkarak onu şöyle değerlendirir: “ Ceylan gözlü güzeli, musikiyle avlayan, şiirle vurup yaralayan adam, elbette iyi şairdir. Bu koşmadaki buluşların hepsi, yüzyıllar boyu sürüp gelen halk şiirinde ilk defa karşılaştığımız yepyeni sözlerdir. Buluş, yaratış, söyleyiş... şekil geleneğin çerçevesi içinde, ama ruh taptaze! Üstelik kolayca bulunup söylenecek sözler değil!..” Refik Ahmet Sevengil, Çağımızın Halk Şairleri, Atlas Kitabevi, İstanbul 1967, s. 199,200.
10. Mehmet Salihoğlu, Gün Işığına Çıktıkça, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1975, s. 100, 101.
11. Şiirin yapısına dair pek çok görüş ve açıklamalar vardır. Yahya Kemal Beyatlı’nınki bunlardan biridir: “ Şiir hakkındaki telâkkinizi söyler misiniz?” sorusuna verdiği cevap şöyledir:
“Ciddi feylozofların tariflerinden en hususî telâkkilere kadar bu suale verilmiş cevaplar çoktur. Zannederim ki en doğrusu Taine’in San’atların Tabiati diye meşhur mebhasindeki tariftir. Hayatta şiir diye, tabiatı kendine has, bir şey vardır, madeni malumdur, bizim hislerimizdir, hüzünlerimizdir, şevklerimizdir, ihtiraslarımızdır, sanatı da malumdur; lisandır, vezindir, kafiyedir, şu ve bu marifettir. Şiiri ne o hisleri duyan herkes, ne de onun sanatını iyi kullananlar söyleyebilir. İmam Hüseyn’i sevip de kendini bıçaklarla ve zincirlerle Yâ Hüseyn! diye diye döğenler onun mersiyesini söyleyemiyor, kendini hiçbir işkenceye sokmayan bir Muhteşem Kâşânî söylüyor. Macaristan’daki eski ordularımızda destan hissi taşıyan cengâverlerimiz vardı, yalnız o destanı hiçbir meydan muharebesi görmemiş olan Bakî teganni edebiliyor. Görülüyor ki ne his, ne de sanat kâfi. Şiiri şair olarak yaratılmış bir insan ifade edebiliyor”. Edebiyata Dair, Yahya Kemal Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1971, s. 270, 271.
12. Vedat Erkul, Sanat ve İnsan, Timaş yayınlar, İstanbul 1996, s. 17.
13. Berna Moran, a., g., e., s. 146.
14. Şerif Aktaş, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Akçağ Yayınları, Ankara 1998, s.20.
15. Mehmet Saligoğlu, a., g., e., s.101.
16. Cemil Sena, Estetik,Remzi Kitabevi, İstanbul 1972, s. 186 vd.
17. Âşık Veysel, “güzelin yararlı olmasının gerektiği” noktasındaki görüşünde yalnız değildir:
Güzel ile Faydalı

Ben arıya arı demem
Arının balı olmalı
Ben güzele güzel demem
Güzel faydalı olmalı
Kadın mı? Hamur yoğurmalı
Çocuk doğurmalı
Ağaç mı? Meyve vermeli
Çiçek mi? Kokmalı
Bayramdan bayrama neyleyim güzeli
Güzel dediğin her Allah’ın günü
Yanı başımızda olmalı
Yağmur misali hem gözümüze, hem gönlümüze
Hem toprağımıza yağmalı
Güzel dediğin yağmur misali hepimizin olmalı

Bedri Rahmi Eyüboğlu
Sabahattin Batur,
Yeni Şiirimiz- Antoloji, 3. Baskı, Varlık Yayınları, İstanbul 1971, s.85.
İsmail Tunalı, a., g., e., s.247.
19. Onun iç dünyasına ait bir hatırayı arkadaşının satırlarından okuyalım: “ Geçmiş yıllardan birinde bir akşam bizim evde yemek yiyor, sohbet ediyorduk. Veysel keyiflendi, çaldı, söyledi. İki gözü kapalı, esmer yüzü içten bir ışıkla parıltılı, görür gibi, gülümser gibi bir zaman sustu; sonra durup dururken kendiliğinden körlük bahsini açtı. Bir süre önce İstanbul’daydı; orada Tıp Fakültesi’ndeki genç asistanlar ona “Seni ameliyat ettirelim, gözlerin açılsın..” demişler, bunu anlattı. Hekimlerin bu teklifini kabul etmemiş. Bana şu sözleri söyledi: “Benim bunca yıl kendime göre düşünüp kurduğum bir dünya var, ben onu görmeden hayal edip yaratmışım; dışarıdaki dünyaya benzer mi benzemez mi bilmem; ama gözlerim açılacak olursa benim dünyam yıkılıp gider. Buna razı değilim!” Veysel bu sözleri söyledikten sonra sazı eline aldı.

Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
Eğer görse idim göz ile seni

Mısralarıyla biten koşmasını okudu; sazı bıraktıktan sonra aynı konuya döndü: “ Ben körlüğümden şikayetçi değilim; benim körlüğümden başkaları müteessir oluyorlar” dedi. Yüzünde tatlı bir gülümseme genişlerken şunları söyledi: “Rakı, içene tesir eder; ama rakı şişesi sarhoş olur mu? Ben de rakı şişesi gibiyim. Körlüğüm bende kaldığı müddetçe bana dokunmuyor; başkaları onu görüp müteessir oluyorlar!” Refik Ahmet Sevengil, a., g., e, s. 203,204


alıntı
belkibirgün isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Paylas Alıntı ile Cevapla
Alt 01-08-19, 19:35   #4
ForumSohbet Üyesi
Deniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Tarihi: 27-01-11
Mesajlar: 60
Nereden: İzmir
Yaş: 45
Takım: Beşiktaş
Meslek: Öğretmen
Tecrübe Puanı: 10
Deniz is on a distinguished road
Standart Cevap: Aşık Veysel

Ellerinize sağlık teşekkürler.
_________________________________________________________________________________________________
Deniz_Gezmiş
Deniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Paylas Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
aşık, veysel


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Aşık Veysel Şatıroğlu Burak Biyografiler 0 18-12-10 16:52
Amerikalı Aşık Veysel hayranı Haberci Güncel Haberler 0 17-11-10 10:00
Umutsuz Aşık MARİmar Aşk Hikayeleri 0 16-09-10 12:06
Ömer Aşık ABD yolcusu! Haberci Güncel Haberler 0 16-09-10 10:53
Beşiktaş'a aşık! Haberci Güncel Haberler 0 15-04-10 14:52



Yıl olmuş 2019; Geriye kim kaldı ? Bi KaraKartaL, bi Siyahbeyaz, bi KaRaNTiNa bi de Burak.. [Forum Sohbet]

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince sitemizde telif hakkı bulunan mp3,video v.b. eserlerin paylaşımı yasaktır. Yasal işlem olması halinde paylaşan kişi yada kişilerin bilgileri gerekli kuruma verilecektir.Şikayetlerinizi sikayet@forumsohbet.com adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır.

Burun Estetiği Kadınca Konular
Powered by vBulletin® Version 3.8.4 .
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.